Fener – Balat Turu: 22 Ekim 2017

Rezan Has Müzesi’nde başlayan turumuzda Çuhacı Han’da (kapalı çarşı) yetişen büyük ustaların eserlerini gördük. Osmanlı Saray Kuyumcuları genellikle Ermeni zanaatkarlarmış. Bir ekol oluşturmuşlar.

Galata’daki bedestenler, kiralık kasa görevini gören saklama mahalleri, Sandal Bedesteni (sandal bir çeşit kumaş) kumaş ticareti yapılan yer, Cevahir Bedesteni ise mücevher, silah, antika eşya ticareti yapılan mahaller. Her Bedestenin yakınında arasta ve hanlar bulunurmuş, çarşının çekirdeğini Bedesten oluştururmuş.

Haliç surları, Sarayburnu’ndan başlayıp Yedikuleye kadar, Kara surları ise Yedikuleden başlayıp Edirnekapı’ya Ayvansaray’a kadar devam eder. Haliç surları tek yönlüdür, önündeki deniz hendek vazifesini görür. Kara surları daha müstahkemdir. İç ve dış surlar vardır, önünde 15m. derinliğinde ve 50m. Genişliğinde uzanan hendekler bulunur. Bugün onları Yedikule bostanları olarak görmekteyiz.

Bilindiği kadarıyla Sultan II.Mehmet, bizzat kendisinin belirlediği 27 kapıyı olduğu gibi tutarken, geri kalanlarını kapattırmıştır. Bu konuda ciddi araştırmalar yapmış olan Haldun Hürel’in tepit ettiği rakamlar: Kara surlarında (Yedikule – Ayvansaray arasında) 12 adet, Haliç surlarında (Ayvansaray – Sarayburnu arasında) 16 adet ve Deniz surlarında (Marmara tarafında) 9 adet kapı.

Değirmen Kapı, Lazaros Kapısı, Saray Kapısı (Palatium Magnum), Çatladıkapı, Langa Kapı (Vlanga), Emilianos Kapısı, Samatya Kapı (Psamatia), Narlı Kapı (Yannis), Balat Kapısı, Fener Kapısı, Kayalık Kapı (Petrion), Eski ve Yeni Aya Kapıları, Cibali Kapı, Unkapanı Kapısı, Odun Kapısı, Zindan Kapı

Ünlü yazarımız Orhan KEMAL’in 1954-1964 yılları arasında bu bölgede yaşamış ve Cibali sigara fabrikasında çalışırken işçileri örgütlüyormuş..

Her Kilise bir aziz veya azizeye adanmıştır. Katoliklerde aziz veya azizenin doğum günü, Ortodokslarda ise ölüm günü yortu günüdür. Bu kilisenin de azizinin ölüm günü 29 Mayıs imiş. Fatih de 29 Mayıs’ta İstanbul’u fethettiğinde kiliseye giren askerler kilisenin güllerle, çiçeklerle donatılmış olduğunu görürler. Daha sonra camiye çevrildiğinde ismi Gül Camii olmuştur diye rivayet vardır..

Noel Baba olarak bilinen Aya Nikola, genç kızların, çocukların ve denizcilerin azizi imiş..Aya Nikola’nın makam mezarı Demre’dedir.

Atatürk döneminde gelen Fransız şehir plancısı Henri Prost, tarihi yarımadayı korurken Haliç’i sanayi ve ticaret alanı olarak ayırmıştır. 1940’larda mezbahasıyla, imalathaneleriyle başlayan ticaret işletmeleri yerlerini 1950’lerde sanayi tesislerine bırakmıştır.

1960’larda azınlıklar burayı terk ederken yerlerini Kastamonu yöresinden, Marmara Bölgesi’nden, Karadeniz Bölgesi’nden gelenlere bırakmış, 1990’larda terör olaylarından sonra Siirt’ten büyük göç dalgası gelmiştir.

Fener Bölgesinde zenginlerin evleri sahil boyunca, orta hallilerin evleri sur içinde yer almıştır. Kıyı şeridinde bulunan Rum Aristokratların, Fenerli Beylerin saray yavrusu konakları 1984-85 de Belediye Başkanı Bedrettin Dalan döneminde yıkılmış geriye 3-4 bina kalmıştır. Bizans’ın 14 hanedanının konakları Haliç’te deniz kıyısındaymış. 17. yüzyıla kadar Venedik Büyükelçiliği Haliç sahilinde yeralmış. Kürkçü Loncası genellikle Rumlardan oluşmuş. Kuyum gibi zengin esnafmışlar. Zira kürkü zenginler kullanmaktaymış.

Sahildeki konaklar yıkılmış, Mimar Sinan’ın eseri hamam perişan vaziyette. Müslümanların yanısıra müslüman olmayanlar da kullanıyormuş. Çıfıt Batağı denilen havuz Yahudiler için yapılmış. Manevi temizliklerini bu havuzda yaparlarmış. Vakıflar Genel Müdürlüğü hamamı satmış. 1940 larda kereste deposu olmuş.

Gezi grubumuz, Dr. Sadık Ahmet caddesinde, 1900 yılında Kırımlı Un Tüccarı Konstantin Maraşlı tarafından yaptırılan ve halen kapanmış olan Rum İlköğretim Okulu önünde..

Patriklik Tarihi

Patriklik M.S 34’te kuruldu ve 325’e kadar bugünkü Gümüşhane’de gizli bir kilisede çalıştı. 313’te Hıristiyanlık yasak din olmaktan çıkınca Patriklik, İstanbul’da, Galata bölgesine taşındı.

Patriklik 330 – 360 yılları arasında şimdiki Aya İrini Kilisesi’nin eski binasındaydı. 360’da eski Ayasofya’ya taşınan Patriklik 532’de yeni Ayasofya yapılırken İstanbul’da bilinmeyen bir yerde faaliyetlerini sürdürüp 537’de yeni Ayasofya’ya taşındı. 1204’te Latin istilası sırasında İznik’e sığındı. 1261’de İstanbul’a dönerek 1453 yılına kadar Ayasofya’da kaldı.

Patrik makamı, 1453-56 yılları arasında bugünkü Fatih Camiinin bulunduğu yerdeki Havariyyun Kilisesi’nde, 1456-1587’de ise Manastır Kilisesi’nde kaldı. Buranın Fethiye adıyla camiye çevrilmesinden sonra Fener’de Panakgia Kilisesi’ne (1587), buradan Balat’taki Hagios Dimitrios Kilisesi’ne (1597) ve son olarak da günümüzdeki Patrikhanenin bulunduğu Aya Yorgi Kilisesi’ne taşındı (1601). Patrikhane, İstanbul’da birkaç yer değiştirdikten sonra, 1602’de Fener’de bulunan Ayios Yeoryios Manastırı’na yerleşmiş ve bu tarihten sonra faaliyetini burada sürdürmüş. Hizmet binasının 1941’de yanması üzerine, 1989’da başlatılan onarım çalışmaları 1991’de tamamlanmış. Patrikhane, faaliyetini hâlen yeni binasında yürütmekte.

Fener Rum Patrikhanesinde sızma zeytinyağ kaynatılıp içine Bulgaristan’dan getirilen gül yağı katılıp her 10 yılda bir 210 milyon Ortodoksa kutsal yağ gönderilmekteymiş.. Bulgar’lar Edirne’yi işgal ettikleri zaman gülcülüğü öğrenip Bulgaristan’da geliştirmişler. Çok bilinmemekle beraber Edirne’nin gülü Isparta kadar güzel ve önemliymiş. Gönderilen kutsal yağ hastaların şifa bulmasına, ölüm anında ve vaftiz anında kullanılıyormuş.

Patrikhane basamaklarından yukarı çıkılınca karşıya gelen kapalı siyah kapı “Kin Kapısı” olarak biliniyor… Patrikhane yetkilileri Kin Kapısı yakıştırmasından ve kapıyla ilgili konuşmaktan hoşlanmıyorlar. Kapının öyküsü özetle şöyle; Sultan II.Mahmut döneminde 1821’de Osmanlı’ya karşı Mora İsyanı patlak verir. O sırada Patrik olan V.Gregorius’un isyana destek verdiği ve Osmanlıya ihanet ettiği belgeleriyle ortaya çıkar. Patrik V.Gregorius yargılanır ve suçlu bulunarak Patrikhane’nin orta kapısı önünde idam edilir. Beraberinde suçlu bulunan üç Metropolit’te farklı yerlerde idam edilir. Aynı gece toplanan Patrikhane yetkilileri aynı yerde bir Türk devlet veya din adamı asılana kadar, kapının kapalı tutulmasına karar verir. Bir başka söylentiye göre; Bizans dirilinceye kadar kapı açılmayacak. Bu kapı Cumhuriyet Dönemi’ne kadar zincirlenmiş olarak tutuldu. Şimdi kapıda zincir yok.

FENER RUM ORTAOKULU ve LİSESİ

Patrikhaneye ruhban sınıfı ve idari memur yetiştirmek üzere kurulan okul daha sonraları sosyal bilimlere ağırlık vermiş. Bir dönem Beyoğlu’ndaki Zoğrafyon Lisesi sayısal, Fener Rum Okulu sosyal bilimlere yönelik eğitim verirken şimdi Milli Eğitim’e bağlı olarak Türk ve Yunan öğretmenlerle Lise eğitimi verilmekte. Şu anda 43 öğrenci, 23 öğretmen ile eğitim yapılmaktaymış. Kırmızı okul olarak bilinen 1881’de Mimar Dimadis tarafından yapılan bu zarif binanın tuğlaları Marsilyadan getirilmiş.

Müştemilatta yasayan görevli İsa Beyin eşi Yuva Kimyon Kız Lisesi, kızı ise Fener Rum Lisesi’nden mezunlarmış. Yuva Kimyon’un eğitimi çok iyi olduğundan uzak mesafelerden gelen kızlar buradaki Rum ailelerde misafir edilirlermiş. 1988’de Yuva Kimyon Kız Lisesi kapanmış, öğrencileri o tarihte karma eğitime geçen Fener Rum Okulu’na katılmışlar.

Meryem Ana Rum Kilisesi (Kanlı Kilise)

İmparator VIII. Mikhail’ın kızı Maria Despina; Cengiz Han’ın torunu ve Kubilay Han’ın kardeşi, Moğol Hulagü Hanla evlenmek üzere (o zamanlar çıkar için yapılan evlilikler çok revaçta), bir kervanla 1264 kışı  sonrası, Trabzon’a uğrayıp Moğol diyarlarına bilinmeyen bir yolculuğa çıkmış. Hülagü, 8 şubat 1265’de ölmüş olduğundan oğlu Abaka han görür görmez aşık olduğu Despina ile evlenmiş. Moğol İlhanlı hükümdarı Abak Han’ın karısı Maria Despina Palaiologina, kocasının ölümünün ardından İstanbul’a dönmüştür. Maria Despina günümüze kalan şekliyle manastırı ve kiliseyi inşa ettirmiş, Ktitorissa (“kurucu”) ünvanını almıştır. Bu tarihten itibaren manastır ve kilise Mouchliōtissa (Yunanca “Moğolların”) lakabını almıştır.

Balat

1843’te Edirne’de doğan ilk ve orta öğretimini Ermeni Okullarında tamamlayan, arada 1 yıl Rum okulunda eğitim gören Hiciv ustası Hagop Baronyan, 1864’de İstanbul’a yerleşmiş. «Balat’ta herkes kendi yalnızlığını, kendi fakirliğini ayrı ayrı yaşar» demiş..

Balat Surp Hreştagabet Kilisesi’nde her yıl Eylül ayının ikinci hafta sonunda ilginç bir ayin yapılıyor. O cumartesiyi pazara bağlayan gece, felçli, yatalak, dilsiz olan Hıristiyanlar, Müslümanlar, Yahudiler bu kiliseye akın ediyor. Sağır ve dilsizlerin bir akşam bu kilisede uyuması halinde iyileştiğine ve bu mucizenin kaynağının Hazreti Meryem’in tasviri olduğuna inanılıyor.

Panayia Vlaherna Kilisesi:

Buradaki ilk kilise İmparator Markianus (450-457)’un karısı Pulheria tarafından yapımına başlatılmış, I. Leon (457-474) zamanında tamamlanmış. XI.Yüzyılda dini işlevinin yanı sıra İmparatorluğun idari işlerinin de yürütüldüğü bir merkez olmuş. Komnenoslar dönemin de buradaki saray kompleksinin içine alınmışsa da çıkan bir yangında tahrip olmuş. 1860’a kadar arsa durumunda bulunan arsa üzerine bugünkü kilise inşa edilmiş. Burada gümüş çerçeve içindeki kucağında çocuk İsa’yı taşıyan Meryem ikonası İstanbul’daki Rum kiliselerindeki en eski ikonadır. Bu Ayazma’nın en önemli özelliği dünyada Pazar günü ayinini Cuma günü yapan tek Hıristiyan Kilisesi olmasıdır. Bu özellik 1400 yıl önceki bir efsaneye dayanmaktadır. Avarlar, MS 617 ve MS 626 yıllarında İstanbul’u iki defa kuşatmalarına rağmen sonuç alamamışlardır. Efsaneye göre son kuşatmada, bir cuma günü, İstanbul tam teslim olacakken gökyüzünde Meryem Ana görünmüş, sonrasında fırtına yağmur sel gibi çok ciddi tabiat olayları sonucunda Avar orduları başarısız olmuş, kuşatmayı bitirmişler ve İstanbul işgalden kurtulmuştur. Bu olaydan sonra Cuma günü, Panayia Vlaherna Ayazması cemaati tarafından kutsal gün olarak ilan edilmiş ve Pazar ayinleri Cuma günleri yapılmaya başlanmıştır. Bu gelenek günümüzde de halen devam ettirilmektedir. Havale geçirenler, menenjite yakalananlar, kekeme olanlar buraya gelip dua ediyorlar. Kimi Tanrı’ya yakarmak için kimi elini göğsünde birleştiriyor, kimi de avuçlarını gökyüzüne doğru açarak dualarını mırıldanıyor. Hastalığın şerrinden kurtulmak için kiliselerle camilerde dualar okunuyor. Yüz binlerce insan bazı kiliselerin, camilerin, tekkelerin, ayazmaların şifa dağıttığına inanıyor.

Agora Meyhanesi

İzmir’deki Agora semti ile karıştırılarak meşhur olan 1890’da kurulmuş Agora Meyhanesi. 1959 yılında Onur Şenli Tıp öğrencisidir, komşu kızına duyduğu karşılıksız aşkı yüzünden soluğu İzmir’in Agora semtinde alır. Yazdığı şiirin adı gazetenin editörü tarafından değiştirilip Agora Meyhanesi olur. Çok beğenilen şiir bestelenir meşhur olur. Tüm ünlü sanatçılar tarafından okunur.

Mahkemealtı Parkı

Kanuni’nin sadrazamı Semiz Ali Paşa’nın Mimar Sinan’a yaptırdığı Cami’nin bahçesinde mahkeme toplanırmış. Bu nedenle Mahkemealtı Caddesi ve Mahkemealtı Parkı ismi kullanılmakta.

Ayvansaray, Aya Dimitri Kilisesi

1204 yılında inşa edildiği kabul edilmektedir. 1334 tarihli bağış belgesinden kilisenin yeniden inşa edildiği anlaşılmaktadır. Fetih sırasında zarar görmeyen kilise, 1597 yılında İskenderiye Patrikliği’nin yönetimine geçmiştir. 1729 yılındaki yangında zarar gören kilise, 1730 yılında yaptırılmıştır.

Restore edilen Balat evlerinden..

Dünya Mirası Derneği yönetimine, Antonina Turizme ve değerli Hocamız Dr.Cengiz Göncü’ye, çekilen fotoğrafları paylaşan dostlara teşekkür eder, başka gezilerde buluşmayı dileriz..

Hazırlayan: Feyza AKYÜZ